Sinemayı, kültürü, güzel sanatları ve müziği seven, hikayelerini kendi yaşadığı hayattan ziyade diğer sanat eserlerinden elde ettiği hayal gücüyle yeniden kurgulayan Park Chan-wook, felsefi içerikleri kadar aşırı şiddet içeren hikayeleriyle tartışılan, kanlı ve vahşet dolu filmleri nedeniyle Kore sinemasının Tarantino’su olarak anılan bir yönetmen.

90’ların başından beri ulusal film endüstrisinde çalışmasına rağmen, uluslararası ilk çıkışını 2003 yılında çektiği “Old Boy” ile yapan Park Chan-wook, o zamandan sonra bir kült haline dönüşen intikamın mutlak yararsızlığı ve olaylara karışanların hayatlarına nasıl zarar verdiğiyle ilgili hikayeler anlattığı “İntikam Üçlemesi” adı altında toplanan “Sympathy for Mr. Vengeance” ve “Sympathy for Lady Vengeance” filmlerinin yanı sıra, çağdaş vampir hikayesiyle dikkat çeken “Thirst” ve değeri pek bilinmeyen ama kendisinin Amerikan pazarına girmesini sağlayan “Stoker” gibi farklı türler arasında gezindiği çalışmaları sayesinde dünya çapında bir hayran kitlesi kazanmayı başardı.

Onu kariyerinin zirvesine taşıyan “The Handmaiden”den sonra 75’inci Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yaptığı yeni filmi “Decision to Leave” ile En İyi Yönetmen Ödülü’nün sahibi olan Park Chan-wook’u bu vesileyle bu hafta sizin için kadraja almak istedim.

Kore sinemasının Tarantino’su; Chan Wook Park
 

 

23 Ağustos 1963 tarihinde Seul’da doğan ve dindar bir Katolik ailede büyüyen Park Chan-wook, Güney Koreli bir film yönetmeni, senarist, yapımcı ve film eleştirmenidir.

Üniversite profesörü bir baba ve şiir yazan iyi eğitimli bir anne ile orta sınıf bir evde, çoğunlukla kitap okuyarak, müzik dinleyerek ve film seyrederek zamanını değerlendiren Park, daha küçük yaşlarından itibaren anne ve babası ile birlikte filmler izleyen ya da bir başına izlediği filmlerle ilgili izlenimlerini onlarla paylaşan meraklı bir çocuktu.
 

 

Ancak o zamanlar henüz kimse onun bir film yönetmeni olacağını bilmiyordu ve tahmin etmiyordu.

Bir otodidakt yani kendi kendini yetiştirmiş bir auteur olan Park Chan-wook, hangisi olduğundan tam olarak emin olmasa da çocukken sinemada gördüğü bir James Bond filmini heyecanla izledikten sonra uzun bir süre kendi Bond filmlerini hayal etmeye başladı.

Ama sadece hikayeleri değil, kare kare, ışıklandırmanın, açıların ve kurgunun hikâyeyi nasıl etkilediğine dair tüm detayları düşünüyordu ve böylelikle kendi hikayelerini formüle etmeye çalışıyordu.
 

 

Yemek masasında Bach albümlerinin dinlendiği evinde ise ailesinin siyah beyaz televizyonunda, genellikle altyazısız ya da İngilizce altyazılı olarak yabancı filmleri yayınlamasıyla ünlü bir televizyon kanalı olan American Forces Korea Network’e sahipti, ama Park İngilizce bilmediği için jest ve mimiklerden olan biteni anlamaya çabalıyordu ki yıllar sonra bazılarını kendi dilinde izleme imkânı bulduğunda pek çok şeyin düşündüğü gibi olduğunu anlamıştı.

Park Chan-wook, dili değil, yalnızca ifadeleri ve eylemleri kavramaya yönelik bu tür bir izleme deneyimi sayesinde görsel hikâye anlatımı anlayışını geliştirme imkânı buldu.
 

 

Böyle böyle sinemaya ilgi duymaya başladıysa da 1980’lerde reşit olduğu Kore’de sadece birkaç film okulu vardı ve onun ilgileneceği ya da görmezden geleceği ciddi bir sinema kültürü, sistematik bir eğitim yoktu.

Bu yüzden başlangıçta sanat eleştirmeni olmayı hedefleyerek Sogang Üniversitesi’nde felsefe okumaya başladı ve bu yıllarda kendisini ateist olarak tanımladı.

Üniversitede okurken bölümün analitik yöneliminden duyduğu hayal kırıklığı sonucu estetik alanlardaki boşlukları doldurabilmek için bir sinema kulübü olan Sogang Film Topluluğu’nu kurdu.

Böylelikle filmlerle daha da yakınlaşmasını sağlayan bu topluluk aracılığıyla film teorisi okudu ve Screen film dergisinde yarı zamanlı bir iş olarak eleştiri yazmaya başladı.
 

 

Yabancı filmlerin kaçak VHS kasetlerinden oluşan bir arşive sahip olan sinema kulübünde Alfred Hitchcock’un “Vertigo” filmini gördükten sonra ise bir yönetmen olmaya karar verdi.

Bu filme öyle âşık oldu ki bunu birkaç kez üst üste izlemekten kendisini alıkoyamadı ve kendisinin de yönetmen olması gerektiğini hissetti.

Ancak o yıllarda bir film yönetmeni olmak bir Koreli için uygun bir kariyer değildi.

Bu yüzden 80’lerin sonunda karısına evlenme teklifi ettiğinde müstakbel kayınvalidesine, mimar babası gibi profesör olacağı konusunda yalan söylemek zorunda kalmıştı.

Ama nihayetinde tüm kötü koşullara rağmen günün birinde, ilk filmi için kamera arkasına geçip, yönetmen koltuğuna oturduysa da elde ettiği sonuç tam anlamıyla onun için bir başarısızlıktı hatta öyle ki filmle ilgili değerlendirme yapan tek eleştirmen de yine kendisi olmuştu ve bunu da kimliğini değiştirerek yapmıştı.

Durum böyle olunca Park, ailesini geçindirmek ve para kazanabilmek için bir süre çağdaş sinema üzerine makaleler yazmaya başladı, dergiler için incelemeler yazdı, film eleştirmenliği yaptı ve hatta bazı radyo yayınları hazırladı ama tüm bunlar onun, sadece masaya ekmek koyabilmek için, hiçbir tanıdığı bilmesin diye sessizce yaptığı işlerdi.
 

 

Üstelik Park, kendi filmlerini yapmak isterken tüm zamanını diğer insanların filmlerini izleyerek ve onları analiz ederek geçirdiği için mecburiyetten yaptığı bu iş ona bir yük gibi geliyordu.

Yine de bu süre boyunca bir dergi için film eleştirileri yazarken zamanın Kore filmlerinden ziyade, videoda gösterilen filmlerden kendi zevkine uygun olanları seçer, film tarihinin başyapıtları olarak saygı duyulan ve gişe rekorları kıran filmlerden ziyade çok az ilgi gören eserleri keşfeder, kendisini onları yeniden değerlendirmeye adardı.

Nihayetinde yeniden imkân bulup ikinci filmi için bir kez daha yönetmen koltuğuna oturduğunda sonuç onun için yine değişmedi; bu film de başarısız olduktan sonra endüstrinin kendisiyle alay etmek için iş birliği yaptığını düşünmeye başladı.

Bu durumdan sürekli yakınsa da kendisini teselli etmek için sık sık buna bir şaka olarak baktı, öyle ki o sıralar film şirketlerine yalnızda nasıl reddedildiklerini görmek için sayısız plan ve senaryo göndermeye alışmıştı.

Ama bu süre içinde onu motive eden en büyük şey; film yapım şirketlerinin kendi taleplerine ve tasarlanmış film kalıplarına uymayan bu projeleri reddederken, onun anlatısındaki geleneksel kuralları kendine özgü bir biçimsel karakterle altüst ederek izleyicileri şoke edecek bir sanatsal provokasyona sahip olduğunu kabul ediyor olmalarıydı.

Eleştiri yazdıktan sonra yönetmen olan kişiler olduğunu biliyordu, ama muhtemelen yönetmen olarak çıkış yaptıktan sonra eleştiri yazan dünyadaki tek kişi olduğunu düşünüyordu ama elde ettiği bu ikinci başarısızlıktan sonra yine de mecburen eleştirmenliğe geri döndü.
 

 

Bu süre içinde geçimini sağlamak için bir film yapım şirketinde maaşlı bir şekilde çalışmaya başladı ve altyazı çevirisi, afiş tasarımı ve film galaları için tiyatrolarla etkileşim halinde olduğu işler yaptı.

1999’da Seul’daki bir alışveriş merkezinin çökmesinden esinlenerek, kısa bir film olarak “Yargı”yı çekme şansı bulduğunda bu defa bir tiyatro oyuncuları topluluğunun yardımını aldı ve ilk senaryosunu yazdı.

Bu süre içinde oyunculara yönelik içgörüsü de tamamen değişen ve onların bir kukla olmadığını anlayan Park, ilerleyen süreçte onlarla daha fazla diyaloğa girerek çalışmalarını geliştirmeye başladı.

Bu değişimi, gelişimi ve yaşadığı aydınlanmayı Park Chan-wook kendisi şöyle dile getiriyor:

Diyelim ki senaryoda bir satır diyalog var ve daha iyisini bulamadım. Bir yönetmen olarak oyuncuyla dürüstçe konuşabilir ve daha iyi bir şey bulamadım diyebilirsiniz, hatta onlardan söyleyecek bir şey düşünmesini isteyebilirsiniz. Bu, bir romancının tadını çıkaramayacağı türden bir lüks.

Başarısızlıklarına mağlup olmayıp üçüncü kez yeniden yönetmen koltuğuna oturduğunda elde ettiği sonuç bu defa kariyerinde bir kırılma ve sıçrama yaşamasını sağladı ve sonrasında da film eleştirmeni olarak çalışmak zorunda kalmadığı bir noktaya ulaştı.

2000 yılında çektiği üçüncü uzun metrajlı filmini takiben ülkesinde en popüler film yönetmenlerinden biri olan Park Chan-wook, ilerleyen yıllarda çektiği “İntikam Üçlemesi” ile de uluslararası alanda tanınan ve takip edilen yönetmenler arasına katıldı.
 

 

Vizyonuna ilham olan şeyler

Gündelik hayatında mahallenin başıboş kedileri için garajına yemek ve su tasları yerleştirmekten, kamerasıyla dolaşıp fotoğraf çekmekten keyif alan Park Chan-wook, ayrıca eski kameralarla ilgili koleksiyonuyla vakit geçirmeyi çok seven biri.

Şiddet uygulayan ve etrafındaki insanlara işkence eden biri olmamasına rağmen, diktatör Chun Doo hwan’ın 1979-88 yılları arasındaki acımasız yönetimi altındaki Seul’da büyümenin hayal gücünü derinden şekillendirdiğini itiraf eden Park Chan-wook, bu yüzden olsa gerek çalışmalarında bol miktarda vahşeti kara mizah ve görsel bir kompozisyonla harmanlayarak bir araya getiriyor.

Ama onun aktardığı tüm bu şiddetin altında derin bir insanlık ve karşı konulamaz bir aşk da yatıyor.

Ama diğer taraftan Park Chan-wook, filmlerinde gösterdiği şiddeti sevdiği ve zevk aldığı için değil birinin dünyada olup biteni göstermesi gerektiğini düşündüğü, bu konuda bir şeyler söylemenin önemli olduğuna inandığı, dünyadaki şiddet hakkında sesini çıkarmasının onu motive ettiğini ve bu anlamda kendisini sorumlu hissettiği için şiddet dozunu bu kadar yüksek tuttuğunu, ilgilendiği şeyin ise şiddet eylemlerinin kendisi değil, eylemde bulunan kişilerin duyguları olduğunun altını çiziyor.
 

 

Park’ın sinema kariyerindeki tarzı ve tercihleri, 1970’lerde başarılı olan Yeni Hollywood kuşağı filmlerini andırıyor; yönetmenlerin janr (çığır açan) filmler yaptığı ama standart kriterlere göre yapmak yerine gelenekleri Avrupa sanat filmlerinden ilham alan bir üslupla yenilediği o kuşakta ve o kuşağın bazı yönetmenlerinde olduğu gibi, Park Chan-wook’un yaratmaya çalıştığı tür de bir isyan ruhunu barındırıyor.

Ama yine de kendini kategorize etmekten hoşlanmasa da şehitliği, cenneti ve cehennemi tasvir eden Orta Çağ’dan kalma eski dini gravürleri ve resimleri, cehennem ve işkence hakkındaki Budist tablolarını, René Magritte ve Salvador Dalí gibi sürrealistleri her zaman sevdiğini belirten Park, bu eserlerde gördüğü atmosferleri biraz da olsa kendi filmlerinde yeniden yaratmaya çalıştığını söylüyor.

Bu açıdan Park Chan-wook kendini ahlaki bir film yapımcısı olarak görmediğini, filmlerinde sadece eylemlerinin sonuçları için sorumluluk almaya çalışan karakterlerle ilgilendiğini ve onların dünyasını ele almaya çalıştığını dile getiriyor.
 

 

Çalıştığı oyuncularla her fırsatta buluşmak için fırsatlar yaratan ve onlarla bir araya geldiğinde çoğunlukla kendisiyle birlikte yemek yemeye teşvik eden Park, onların iş dışında da sosyalleşip arkadaş olmalarını sağladığını belirtiyor; böylelikle bu sinerjinin set ortamında kendisine oldukça yardımcı olduğunu söylüyor.

Film izleme arzusu yemek ya da sekse olan iştahı kadar güçlü olduğu için gençlikten günümüze sinema tutkusunu istikrarlı bir şekilde sürdüren ve çok fazla film izleyen sinefil sanatçılardan biri olan Park, ne zaman sohbet etse, son zamanlarda izlediği filmlerden ya da okuduğu kitaplardan bahsetmeyi seven kültürlü ve donanımlı biri.

Film eleştirmenliği yaptığı zamanlardan kalma bir alışkanlık olarak genel olarak hiçbir filmi bir kereden fazla izlemediğini söyleyen Park Chan-wook, yine de her defasında onu şaşırtmayı başaran Yasuzo Masumura ve Mikio Naruse filmlerinin dayanılmaz gücü nedeniyle bu yönetmenler için kurallarını çiğnediğini ve onların filmlerini birkaç kez izlediğini belirtiyor.

Sinema dünyasındaki en cüretkâr, cesur ve umursamaz film yapımcılarından biri olduğunu düşündüğü Brian De Palma’nın ise hayranı olduğunu söylüyor.

Park Chan-wook ayrıca, Balzac, Dostoevsky, Kafka, Kurt Vonnegut, Shakespeare ve Sofokles’in de kariyerini etkilediğinin altını çiziyor.

Devam eden kariyerinde ise insanların hafızasında uzun süre kalacak, sinemateklerde tekrar tekrar gösterilecek türden iyi filmler yapmak istediğini, tür olarak bir Western, bilimkurgu, polisiye ve müzikalde de şansını denemek istediğini dile getiriyor.

Gelecekteki mezar taşına ise kendisiyle ilgili, “eskilerinden tamamen farklı şekilde yeni filmler yapmak için sürekli çalışan üretken bir yönetmen” olduğunu yazmasını vasiyet ederken, bu tanımı hak edecek şekilde çalışmaya devam edeceğini söylüyor.

Filmografisi

Hollywood türündeki filmlerden Avrupa sanat filmlerine ve B filmlerine, sinema tarihinin saygıya değer tüm izlerini özümsemek için doymak bilmez bir iştahı olan bir video fanatiği olarak Park Chan wook’un ilk filmleri herkes için hayal kırıklığı yaratsa da 2000 yılında “Joint Security Area” ile Kore’de gişe rekoru kırdığından beri yönetmenlik kariyerinde büyük bir yol kat etti ve çalışmaları hem yurt içinde hem de yurt dışında dikkat çekici bir tanınırlık kazandı.

“Old Boy” ve “Thirst” filmleri ile Cannes Film Festivali’nde elde ettiği başarılardan sonra Park Chan wook, 2013 yılında Twentieth Century Fox ile sağladığı anlaşma sayesinde dünya çapında yayınlanan çektiği ilk İngilizce film olan “Stoker” ile de filmografisindeki çeşitliliği sürdürdü.

“The Handmaiden” ile dünyanın her yerinden övgüler toplayan ve yakın zamanda prömiyerini yaptığı “Decision to Leave” ile adını bir kez daha en iyi yönetmenler listesine yazdıran Park Chan-wook’un tüm bu filmleri klişeleşmiş tür formüllerini takip ediyor gibi görünse de gerçekte detaylı bir şekilde incelendiğinde sinema dili açısında pek çok yeniliğe sahip olduğu ve olay örgülerine seyircinin beklentileriyle oynadığı pek çok sürprizler yerleştirdiği dikkatli bir izleyicinin gözünden kaçmayacaktır.

Bu yüzden onun filmlerinin en büyük özelliği, ticari film sınırlarının bir adım ötesine geçmeleridir.

Öyle ki kaotik ama dinamik yönler gösteren bu filmler kısmen eğlenceli olsa da bunlar aynı zamanda izleyiciyi sarsabilecek bir isyan ruhu ile donanmış olarak gelir ve Kore toplumunda kendisini durmadan bir sınır ve kriz alanına yerleştiren halkın zihnini harekete geçiren bir tür sanatsal turnusol testi olarak da adlandırılabilir.

Diğer bir deyişle, yolsuzlukla suçlanan politikacılara ev sahipliği yapan siyasi partilerin “temiz güç” sloganı altında seçimlerde ezici bir zafer elde ettiği ve ilerici inançları savunduğunu iddia eden bir hükümetin ifade edilen ve gerçekte olan arasında uyumsuzlukların kol gezdiği çelişkilerde dolu bir modern Kore toplumunda Park Chan-wook’un filmleri kaosun kendisini gözlemek için izleyicisine bir perspektif sağladığı da söylenebilir.

Yüksek ihtimalle bu yüzden filmleri genellikle her şeyin bir karması gibi hissettirdiği garip biçimlerde sona ermektedir.

Küçük, yapay olarak yaratılmış dünyalar aracılığıyla büyük hikayeler anlatmayı seven Park Chan wook’un tür geleneği ile yönetmenin bireyselliği arasında ustalıkla hareket ederek hem eleştirel hem de ticari başarı elde eden filmlerini aşağıda sizin için özetlemeye çalıştım.

Ay Güneşin Rüyasıdır

Yönetmen: Park Chan-wook / Oyuncular: Eun-hee Bang, Seung-Chul Lee, Hyun-Hee Nah, Seung-hwan Song / Süre: 103 dakika
 

 

Ülkedeki her evde televizyon ve video oynatıcısının gerekli elektronik cihazlar olarak yer aldığı 90’lı yılların başında, kendini video oynatıcılarının satışına adamış olan büyük işletmeler, yazılım güvenliği açısından rekabetçi bir şekilde film endüstrisine de girmişti.

Büyük işletmeler tarafından yönetilen film endüstrisindeki yeni düzenin sunduğu fırsatlar elbette Park Chan-wook’u da oldukça cezbetmişti.
Öyle ki Samsung Products’a bağlı Dreambox adlı bir video şirketi, video haklarını satın almak koşuluyla Park’tan düşük bütçeli bir film çekmesini istemişti.

Böylelikle yapımcı şirketin istekleri konusunda tereddütleri olsa da Park nihayetinde bir film setine adım atma imkânı bulmuştu.

Yapımcılar filmin düşük bir bütçeyle çekilmesini istemenin yanı sıra başrolde de dönemin idollerinden genç şarkıcı Lee Seung-chul’un olmasını talep etmişti.

Başlangıçta şarkıcıdan istediği şekilde bir performans alabileceğinden emin olmayan Park geri adım atarak projeden vazgeçmek istediyse de ondan daha profesyonel olan yönetmen bir tanıdığının koşullar kötü olsa da ilk çıkışını yapmasını tavsiye etmesi üzerine yapım şirketinin isteklerini kabul ederek ilerlemeye karar verdi.

Film için ortaya konulan bütçe o zaman 160 milyon won idi ve Park’ın bu bütçeyle benzeri daha önceki Kore filmlerinde görülmemiş olan yeni bir tür film çıkarma konusunda çocuksu bir heyecanı vardı.

Ama şirketinin orijinal önerisi, Zucker Brothers’ın komedisi Ruthless People’ı biraz kopyalayan bir film yapmaktı.

Doğal olarak Park bunu yapamayacağını söyledi, ama zaten ortada senaryo ya da hazırlanmış herhangi bir şey olmadığı için onun bu teklifi reddetmesi Park’ın ilk çıkışını yapmasına engel olmadı.

Bu ilk çıkışında klişe, duygusal bir drama yapıyor olsa bile, yeni bir ifade tekniği ile her şeyi riske atabileceği hayaliyle kollarını sıvayan Park için set koşulları beklediğinden daha zorlu geçti.

Henüz ilk projesinde böyle bir durumla karşılaştığı için çok üzülen acemi yönetmen, sıkıntısını dindirebilmek ve kendini sakinleştirebilmek için sık sık içki içerek ağlıyordu.

Aynı anda yedi film üzerinde çalışan ve Park’ın kendisinden karmaşık kamera çalışması istemesinden rahatsızlık duyduğunu sürekli dile getiren görüntü yönetmeninden aldığı sonuçları beğenmese de tüm çekimleri belirlenen takvimde bitirmek zorunda kaldı.

Nihayetinde Park Chan-wook’un ilk uzun metrajlı filmi özelliğini taşıyan, 1992 yılına ait The Moon Is… the Sun’s Dream / Moon Is the Sun’s Dream (Daleun… haega kkuneun kkum) adlı bu filmin hikayesinde; Busan’da bir gangster, patronun metresiyle ilişki yaşarken yakalanır, ikili organizasyonun parasıyla kaçmaya karar verir, ancak aldıkları bu karar korkunç sonuçları da beraberinde getirir.

Aşık gangsterlerin tam olarak potansiyeline ulaşmayan bu hikayesinde karakterlerin yaşadığı şeyleri izlemek birbiri ardına sıralanarak aceleyle kurgulanmış, tutarlı bir eylem veya olay yaratma konusunda yetersiz görünen kısa öyküler koleksiyonu izlemek gibidir.

Olay örgüsündeki kopukluklar ikinci yarıda birbirine bağlanıyor gibi olsa da karakterlerin isteksiz performansları ve Park’ın teorik olarak bildiği her şeyi uygulamaya çalışıyormuş gibi görünmesi filmi başarısızlığa doğru sürüklemişti.

Filmin vizyona girdiği ilk hafta sonunda, Lee Seung-chul’un genç hayranları salonu doldurduysa da devam eden günlerde sinemanın koltukları tamamen boş kalmıştı.

Film ayrıca video olarak da yayınlandı, ancak beklenen ilgiyi görmemesi nedeniyle kısa süre içinde ülke genelindeki kiralama noktalarından kaldırıldığı için bu filmi şimdi bulmak pek mümkün görünmüyor.

Nihayetinde filme kimse ilgi göstermedi, ama en azından kendi çıkışları için hazırlık yapan genç yönetmen yardımcıları, oy birliğiyle Park’ın bu çalışmasını, kendine özgü bir sinema tarzı olan bir film olarak değerlendirmesi Park Chan-wook’u sonraki projeleri için cesaretlendirmişti.

Üçlü

Yönetmen: Park Chan-wook / Oyuncular: Kim Bu-seon, Seon-kyeong Jeong, Min-jong Kim, Nam-hee Kwon, Lee Kyung-young, Kwon-sun Seo / Süre: 100 dakika
 

 

İlk filmindeki başarısızlıktan sonra, piyasada, filmler hakkında çok şey bilen, ancak az sayıda insanın seveceği türden kült filmler yapmaya meyilli bir yönetmen olarak damgalanan Park Chan-wook’un 1997 yılında çektiği Trio (Saminjo) adlı bu ikinci uzun metrajlı filmi, Park’ın kendi tabiriyle, sinefil dönemini bitiren bir tür mezuniyet çalışmasıydı.

Diğer filmlerden alıntı yapmadan, açık sözlü, engelsiz ve basit bir film yapmak isteyen Park’ın bu çalışması az sayıdaki izleyicisini de kendi içinde “eğlenceli bir film olduğunu düşünenler” ve “anlaşılması güç bir kargaşası olduğunu söyleyenler” olarak ikiye böldü.

Gişe sonuçları açısından da pek başarılı olmayan film; karısının sadakatsizliğini keşfeden intihara meyilli bir saksafoncunun yaşadıklarını anlatıyordu.

Birleşik Güvenlik Bölgesi

Yönetmen: Park Chan-wook / Oyuncular: Lee Yeong-ae, Lee Byung-hun, Song Kang-ho, Kim Tae-Woo, Shin Ha-kyun, Herbert Ulrich, Christoph Hofrichter, Micara Adriana, Gallego Alberto, Ahmedov Ayder, Cannon Greg Courtney, Ju-bong Gi, Isaac Green, Lim Il-Gyu, Tae-Hyun Jin, Kwang-il Kim, Nam-hee Kwon, Dae-yeon Lee, Do-yub Lee, Han-wi Lee, Jong-yong Lee, Kim Myeong Su / Süre: 110 dakika
 

 

Kore film endüstrisinden gördüğü kötü muameleden bıkmış olan Park Chan-wook, aldığı bir karar sonrasında pazar dinamiklerine uygun kitlesel bir gişe filmi yapma kararı aldı ve JSA adlı bu film için kollarına sıvayarak kararlılıkla bir kez daha yönetmen koltuğuna oturdu.

2000 yılına ait Joint Security Area (Gongdong gyeongbi guyeok JSA) adlı bu filmde; Kuzey ve Güney Kore sınırını koruyan dört askerin kurdukları yasak dostluk ve trajik olayların öyküsünü anlatan Park Chan-wook, kült filmlerin haricinde, gişede parlayan filmler yapabileceğini de film şirketlerine böylelikle göstermiş oldu.
 

 

Öyle ki vizyona girdikten sonra Kore’nin en çok hasılat yapan filmi olan JSA hem ticari hem de eleştirel açıdan büyük başarı etti ve o zamanlar Güney Kore’de en çok izlenen film olan Je-kyu Kang’ın “Shiri”sini bile geride bıraktı.

Filmin olay örgüsünde, Kuzey ve Güney Kore’yi ayıran sınırda bir Güney Koreli askerin iki Kuzey Koreli askeri öldürdüğü iddia edilir.

Ancak askerlerin cesetleri incelendiğinde on bir mermi bulunur; askeri öldüren suikastçının silahında ise beş mermi vardır ve bu duruma göre normalde toplamda on beş mermi olması gereken yerde yapılan inceleme sonundaki hesaplamada ortada on altı mermi olduğu anlaşılır.
 

 

Kuzey Koreli askerlerin ölmesine neden olan bu silahlı saldırı olayının ardından olanlardan şüphelenen tarafsız bir İsviçre/İsveç ekibi sınır bölgesine giderek gerçekte ne olduğunu araştırır.

Araştırma sırasında çok geçmeden gerçeklerin bambaşka olduğu ortaya çıkar.
 

 

Park Chan-wook’un açık bir hayranı olan Quentin Tarantino, bu filmin 1992 yılından bu yana yapılan en iyi yirmi filmden biri olduğuna yönelik düşüncesini her fırsatta dile getirmektedir.

Haklı İntikam

Yönetmen: Park Chan-wook / Oyuncular: Song Kang-ho, Shin Ha-kyun, Bae Doona, Ji-Eun Lim, Bo-bae Han, Dae-yeon Lee, Ju-bong Gi, Se-dong Kim, Yoon-mi Lee, Seung-beom Ryu, Dae-han Ji, Jong-su Heo, Byung-Hoon Nam, Jae-woong Park, Jeong Gyu-Su, Lee Jeong-wook, Geum-hee Lee, Seung-wan Ryu, Lee Kan-Hee, Jae-yeong Jeong, Woo-sik Jeong, Gi-ho Lee, Jeong-hyeon Yoo, Kyung-jin Shin, Ik-tae Kim, Oh Kwang-rok, Shin Jeong-geun, Gye-Young Lee, Soo-mi Choi, Myung-oh Yoon, Geum-Young Moon, Seong-jin Han, Na-ye Jung, Hyun-Joon Yoo, Choi Ah-ra, Yang Se-ri, Yeong-Geun Kwon, Park Chan-wook / Süre: 129 dakika
 

 

Hem medyanın hem de izleyicilerin beğenisini kazanan Joint Security Area‘nın başarısı, Park Chan wook’un bir sonraki filmini daha bağımsız bir şekilde gerçekleştirmesini mümkün kıldı ve bu yaratıcı özgürlüğün sonucunda, 2002 yılına ait Sympathy for Mr. Vengeance (Boksuneun naui geot) adlı bu film ortaya çıktı.

Başlangıçta “The Destroyed Man” olarak adlandırılan, ama sonunda tüm dünyaya “Sympathy for Mr. Vengeance” adıyla servis edilen bu film tamamen Park’ın kişisel zevkleriyle çekilmiş, az diyalog ve çokça sahne yönetmenliğinden oluşan bir yapımdı.

Filmde, kısa bir süre önce işten çıkarılan bir fabrika işçisi, eski patronunun arkadaşının kızını kaçırır ve fidye parasını kız kardeşinin böbrek naklini ödemek için kullanmayı planlar.

Kendisi sağır olan Ryu’nun kız kardeşi böbrek yetmezliği çekmektedir ve mutlaka organ nakli ameliyatı olmalıdır, ama ailesinin bu ameliyatı karşılayacak maddi durumu yoktur.

Ryu kendi böbreğini vermek ister ama kan uyuşmazlığı olur.

Bu sırada işinden kovulan Ryu, yasa dışı organ mafyası için çalışan bazı adamlarla tanışır.

Mafya kendisine sağlam böbreğini ve üstüne para vermesi karşılığında, uygun bağışçıyı bulabileceğini söyleyince Ryu tereddüt etmeden bu anlaşmayı kabul eder, ama gereken parayı bir türlü bulamaz.

Ryu’nun anarşist kız arkadaşı eski patronun kızını kaçırmayı ve karşılığında gereken parayı fidye olarak istemeyi teklif edince Ryu çaresiz bu plana da uyar, ama hiç beklenmedik biçimde gelişen işler, bir seri intikam ve şiddet dolu olayların kapısını aralar.

Konu çok basit ama bir o kadar da karmaşık, yönü çok zarif ama bir o kadar da vurucu olan hikâyenin çekici doğası, cehenneme doğru sürüklenişi bu filmi şok edici derecede büyüleyici kılıyor.

Bu şiddet dolu, çok acımasız ve iç karartıcı bir film, ama aynı zamanda bazı harika performanslar, güzel sahneler ve gerçekten empati kurabileceğiniz karakterler içeriyor.

İhtiyar Delikanlı

Yönetmen: Park Chan-wook / Oyuncular: Choi Min-sik, Yoo Ji-Tae, Kang Hye-jeong, Kim Byeong-Ok, Dae-han Ji, Dal-su Oh, Seung-shin Lee, Jin-Seo Yoon, Tae-kyung Oh, Yoo Yeon-Seok, Il-han Oo, Young-hee Lee, Young-ae Kim, Mi Mi Lee, Jae-Duk Han, Jung Ae Kwak, San Kim, Chae-soo Jang, Seol-a Im, Syd Lim, Chang-hak Choi, Bi-Joon Shin, Seok-jae Seong, Jae-Sup Choi, Jin-Yool Yoon, Seon-bok Mun, Jae-woong Park, Oh Soon-tae, Hong-Pyo Lee, Geun-Seok Park, Myeong-haeng Heo, Won-jung Kim, Sung-Gyu Park, Jung-pil Lee, Seon-Rang Han, Beom-sik Sin, Jung-ok Han, Dong Hyun Baek, Myeong-cheol Ju, Ji-hun Park, Choon-Beom Choi, Myeong-seok Seo, Woo-Jae Jeon, Jo Sang-gyeong, Young-ju Oh, Lee Ji-hye, Joong-hyun Ji, Sang-moo Moon, Oh Kwang-rok, Dae-yeon Lee, Park Myung-shin, Su-hyeon Kim, Yi Yong, Joe Cappelletti, Mari Devon, Crispin Freeman, Steve Kramer, Sherry Lynn, Michael McConnohie, Stephanie Sheh, Kirk Thornton, Kari Wahlgren / Süre: 120 dakika
 

 

Park Chan-wook’un intikam üçlemesinin içinde yer alan, 2003 yılına ait Old Boy (Oldeuboi) adlı, kara mizahı, muhteşem stilize sinematografisi, güzel koreografiye sahip dövüş sahneleriyle akıllara kazınmış olan bu film; yıllarca hapis tutulan bir adamın serbest bırakılmasının ardından intikam arayışını konu ediyor.

Bir kader döngüsüne yakalanmış iki adamın talihsizliğinin hikayesi de olan film aynı zamanda bir ailenin ensest yoluyla yok edilmesinin tabu konusunu gözler önüne seriyor.

Olayların merkezinde yer alan Dae-su, aldığı maaşın büyük bir bölümünü içkiye harcayan ve kabadayı davranışlarda bulunmaktan hoşlanan, karısı ve genç kızı ile birlikte yaşayan bir adamdır.

Bir gün, sarhoş bir şekilde eve giderken kimliği belirsiz bir adam tarafından kaçırılır ve on beş yıl boyunca eski püskü bir hücrede tutuklu kalır.

Dae-su tüm bu süre boyunca kendi kendine, bir adamın kendisinden sebepsiz yere onu hapse atacak kadar nefret etmesini sağlayan şeyin ne olduğunu sorar.

Yıllar içinde kaçmak ve intihar etmek için sayısız girişimde bulunur, ancak hepsi başarısızlıkla sonuçlanır.
 

 

Üstelik tüm bu süre içinde kendisine hiçbir açıklama dahi yapılmaz, ancak bir gün nihayetinde kendisine para, cep telefonu ve pahalı kıyafetler verilerek serbest bırakılır.

Dae-su, başına gelen bu durumun nasıl ve neden olduğunu anlamak için iz sürerken yaşadığı tüm bu şeylerden sorumlu olanları bulup gereken intikamı almak konusunda kararlıdır.

Bu sırada Dea-Su aslında kendisini kaçıranların daha da büyük bir planının olduğunu keşfeder, ancak bu planın özü, acı dolu bir yoldan geçmektedir.

Gerçeği bulmak ise bu yolun ta kendisidir.

İntikam Meleği

Yönetmen: Park Chan-wook / Oyuncular: Nam-mi Kang, Jeong-nam Choi, Hye-Sook Go, Bok-hwa Baek, Cheol Hong, Ho-soo Joo, In-bo Jang, Kim Byeong-Ok, Lee Yeong-ae, Seong-Yoon Choi, Il-woo Nam, Cha Soon-bae, Ik-tae Kim, Yeong-mi Lee, Jin-gu Kim, Kim Bu-seon, Young-ju Seo, Su-hee Go, Dal-su Oh, Ra Mi-ran, Seung-shin Lee, Geum-Seon Kim, Yeonsoo Song, Jung-yong Lee, Choi Min-sik, Shi-hoo Kim, Chang-Seok Ko, Hye-Ryeong Hong, Jeong-nam Kim, Hee-jin Choi, Yea-young Kwon, Tony Barry, Anne Cordiner, Song-woo Nam, Sung-ae Jun, Kyung-mi Lee, Young-hee Lee, Ha-ran Jang, Jung-woo Choi, Park Myung-shin, Yong-nyeo Lee, Chun-gi Kim, Mi-won Won, Byung-Joon Lee, Hee-soo Kim, Ji-hee Suh, Kim Yoo-jeong, Sae-won Kim, Oh Kwang-rok, Song Kang-ho, Shin Ha-kyun, Yoo Ji-Tae, Kang Hye-jeong, Jin-Seo Yoon, Dae-yeon Lee, Su-gyeong Lim, Jae-Duk Han, Seung-wan Ryu / Süre: 115 dakika
 

 

Hayatta en kötü şeylerden biri de insanın yapmadığı herhangi bir yanlışın acımasız ve ağır bir bedeline mahkûm olmasıdır.

Adaletin klişe kurallarını yıkma, iyiliği ödüllendirme ve kötülüğü cezalandırma şeklindeki modern sinema pratiğiyle ilerleyen, 2005 yılına ait Lady Vengeance (Chinjeolhan geumjassi) adlı bu filmde; on üç yıl boyunca haksız yere hapsedilen ve çocuğu elinden alınan bir kadın, giderek daha acımasız yollarla intikam almanın peşindedir.

Çevresindeki insanları güzelliğiyle büyüleyen, olayların merkezindeki Lee Geum-ja işlemediği bir suçtan ötürü hüküm giymiş ve bu sebeple de bir kadın hapishanesinde on üç buçuk yıl hapis yatmıştır.

Genç yaşı ve güzelliği nedeniyle tutuklandığı sırada medya aracılığıyla ünlü olan Lee Geum-ja örnek bir mahkûm olarak hapishanede de şöhretin tadını çıkarır: Buradan içeri adımını attığı gün intikam alma sürecini başlatan ve bu amaçla ileride özel bir hizmet talep edeceği mahkûm arkadaşlarına akla hayale gelmedik güzellikler yapan Lee Geum-ja, kendisini bu duruma sokan kişiyi bizzat kuracağı mahkemede yargılayacağı günün hayaliyle yaşamaktadır.
 

 

Çevresindeki herkese hevesle yardım eden ve tutuklu olarak geçirdiği yılları güvenli bir şekilde tamamlayan Lee Geum-ja, serbest bırakıldıktan sonra özenle hazırladığı intikam planını uygulamaya başlar.

İntikam almak istediği kişi, kendisini suçlu yapan öğretmen Bay BAEK’tir.
Hapishanedeyken yardım ettiği ve iyilik yaptığı mahkûm arkadaşları, şimdi intikamında ona çeşitli şekillerde yardım ederken, sonunda Bay BAEK ile yüzleşme ve intikam alma vakti geldiğinde, olaylar beklenmedik bir yönde gelişir.

Bu olayların sonunda Leydi Vengeance, kötüleri cezalandırmak yerine, onları cezalandırmaya ne hakkımız olduğunu soruyor gibi görünüyor ve hiçbirimizin kötü olarak kabul ettiğimiz kişileri düşüncesizce suçlayamadığı, bağışlayamadığı bir çağın talihsizliğini ekrana aktarıyor.

Umutsuzluğa düşmüş bu kuşağın izleyicilerine, kısaca bakışlarını kendilerine çevirmelerini tavsiye ediyor.

Ben Bir Robotum Ama Sorun Değil

Yönetmen: Park Chan-wook / Oyuncular: Lim Soo-jung, Rain, Kim Byeong-Ok, Seong-hun Cheon, Hee-jin Choi, Joo-hee Eun, Yoo-rang Joo, Park Jun-Myun, Jung-yong Lee, Yong-nyeo Lee, Dal-su Oh, Byeong-eun Park, Joon-myeon Park, Ho-jeong Yu / Süre: 107 dakika
 

 

2006 yılına ait, I’m a Cyborg, But That’s OK (Ssa-i-bo-geu-ji-man-gwen-chan-a) adlı bu filmde; bir akıl hastanesinin her biri kendine has özellikteki onlarca hastası arasında, kendisini cyborg zanneden genç bir kızla insanların ruhunu çalabildiğini iddia eden bir erkek hasta bulunmaktadır.
 

 

Hayatın bildik gerçekliğinden kopmuş bu iki insanın sıra dışı yakınlaşmaları, tamamen başka bir gerçeklik üzerine kurulmuş hastane ortamı tarafından da desteklenir.
 

 

Birbirimizin kusurlarına inanmamız ve kabul etmemiz gereken bir dünyayı kusursuzca ele alan Park Chan-wook’un bu filminde sempati, üzüntü, huzursuzluk, tereddüt, suçlu hissetmek gibi duygular izleyiciyi kolaylıkla sarmalayacak türdendir.
 

 

Eğlenceli, dokunaklı ve biraz tuhaf bir şey arıyorsanız, buna bir göz atabilirsiniz, ama sadece bunun normal Park Chan-wook filmi olmadığını bilmelisiniz.

Kan Arzusu

Yönetmen: Park Chan-wook / Oyuncular: Song Kang-ho, Hee-jin Choi, Seo Dong-soo, Hwa-ryong Lee, Ra Mi-ran, In-hwan Park, Eriq Ebouaney, Thati Pele, Jong-ryol Choi, Yong-wan Goo, Hwang Woo-seul-hye, Kim Hae-sook, Shin Ha-kyun, Kim Ok-bin, Dal-su Oh, Mercedes Cabral, Song Young-Chang, Cheol-woo Han, Kim Hee-ok, Tae-hee Kim, Son Jong-hak, Deok-jae Jo, Moon-Eui Jo, Natallia Bulynia / Süre: 134 dakika
 

 

Fantastik ve gerçeküstü unsurların daha belirgin hale geldiği, 2009 yılına ait Thirst (Bakjwi) adlı, bu kimliklerin ikilemini ele alan film; sadece çarpık bir vampir aşk hikayesi değil, aynı zamanda bir gerilim filmi, bir korku filmi ve bir kara komedi filmi olma özelliklerinin hepsini içinde barındırıyor.

Filmin Korece adı, Batı dünyasındaki vampirleri simgeleyen ‘yarasa’ ve bugün Kore kültüründe bir tür modern vampir efsanesini oluşturan Kont Drakula gibi karakterlerle ilgili hikayeler anlamına geliyor.

Sang-hyun, küçük bir kasabada, yerel bir hastanede özveriyle hizmet veren, sevilen ve hayranlık duyulan bir rahiptir.

Günün birinde Emmanuel Virus’ün (EV) neden olduğu yeni ölümcül bulaşıcı hastalığa bir aşı bulmak için bir deneyde denek olarak gönüllü olmak için Afrika’ya gider.
 

 

Deney sırasında EV tarafından enfekte olur ve ölür, ancak kimliği belirsiz bir kanın transfüzyonu mucizevi bir şekilde onu yeniden hayata döndürür ve farkında olmadan onu bir vampire dönüştürür.

Böylelikle iki farklı dünya arasında kalan ve bu durumun yarattığı açmazları anlatan filmin ana karakteri olan Sang-hyun, sadece bir vampir değil, aynı zamanda iyi bir şeyler yapmak isteyen ama kaderin bir cilvesine yakalanan bir rahip olarak yaşamanı sürdürür.

Eve döndükten sonra, Sang-hyun’un EV’den kurtulduğuna dair haberler yayılır ve insanlar onun şifa verme yeteneği olduğuna inanmaya başlar, böylelikle dualarını almak için ona doğru akın ederler.

Sang-hyun, kendisine gelenler arasında karısıyla birlikte bir çocukluk arkadaşıyla da karşılaşır ve o anda ikisi de hemen birbirinden etkilenir.

Ama tabii ki bu süre içinde arzularını kontrol etme yeteneğini de kaybeder, ama yine de rahip kimliğine tutunmaya ve vampir olarak yeni kimliğiyle boğuşarak normal biri gibi yaşamaya çalışır.
 

 

Sadece Tanrı’ya hizmet etmeye çalışan bir rahip, yanlışlıkla vampir olarak sonsuz yaşama kavuşur ve büyük günah olduğuna inandığı başkalarının canını alarak hayatta kalmaya zorlanır.

Ama bu günahı işlememeyi seçerse, kendi hayatından vazgeçerek başka bir günah işlemeye sürüklenirken, bu sonsuz susuzluk daha fazla çatışmayı da beraberinde getirir.

Sang-hyun, bu ikilem içinde Tanrısal sevgiyi kaybederken aşkla gözlerini yeniden açar, bir zevk anının meydana getirdiği yol ayrımında her şeyi yeniden düşünmeye başlar.

Bir vampir olarak hayatta kalmak için başkalarının kanını içmek zorunda kalan hümanizmin nihai sembolü olan bir rahibin içinde bulunduğu bu ironik durum, insanların uzun süredir günah ve kefaret arasında sürdürdüğü hayatın da bir göstergesi niteliğindedir.

Lanetli Kan

Yönetmen: Park Chan-wook / Oyuncular: Mia Wasikowska, Nicole Kidman, David Alford, Matthew Goode, Peg Allen, Lauren E. Roman, Phyllis Somerville, Harmony Korine, Lucas Till, Alden Ehrenreich, Dominick ‘Dino’ Howard, Jacki Weaver, Dermot Mulroney, Tyler von Tagen, Thomas A. Covert, Jaxon Johnson, Paxton Johnson, Judith Godrèche, Ralph Brown, Tom Carpenter, Harry P. Castros, Rodger D. Eldridge, Michael T. Flynn, Hanna Frankel, Colleen Helm, Danielle Ivery, Wendy Keeling, Adrienne Leigh, Bear Sheeley, William Ryan Watson, Rachel Woods, Amelia Young / Süre: 99 dakika
 

 

Park Chan-wook’ın Amerika’da İngilizce çektiği ilk film olan, 2013 yılına ait Stoker adlı bu filmde; Indıa Stoker, on sekizinci yaş gününde trajik bir kazada babası ve en iyi arkadaşını kaybeder ve duygusal açıdan dengesiz olan annesinin yanında kalmaya başlar.
 

 

Babasının uzun zamandır kayıp olan kardeşi Charlie’nin beklenmedik bir şekilde cenazeye gelmesi ve sonrasında yanlarına taşınmasıyla Indıa, babasının bıraktığı boşluğun kan bağı olan birisi tarafından doldurulduğunu düşünür.

Charlie, India’ya yavaş yavaş kendini gösterir, India başlangıçta şüphelendiği büyüleyici ama gizemli olan amcasıyla ne kadar çok ortak noktası olduğunu zamanla fark eder.
 

 

India gün geçtikçe, karizmatik amcasına delicesine âşık olmaya başlar ve onun gelişinin tesadüf olmadığını anlar.

Böylelikle India’nın hayatı, amcasının rehberliğinde sıra dışı bir şekilde yeniden inşa edilmeye başlar.
 

 

Olay örgüsündeki her şeyi tam olarak açıklamayan ve izleyicinin kendi cevaplarını bulması için açık kapılar bırakan bir senaryoya sahip olan bu filmde yapım sürecini hızlandırmayı öğrenen Park Chan wook, filmin çekimlerini 480 saatte tamamlar ve Park İngilizce konuşsa da sette bir tercüman ile çalışmayı tercih eder.

Acı Tatlı Seul

Yönetmen: Park Chan-wook, Park Chan-kyong / Süre: 63 dakika
 

 

Park Chan-wook’un bir medya sanatçısı olan küçük kardeşi Park Chan-kyong ile iş birliği yaptığı, yerel Seul hükümeti tarafından da desteklenen, 2014 yılına ait Bitter Sweet Seoul (Go-jin-gam-rae) adlı bu garip ama harika belgesel; kalabalık bir şehri kadrajına alıyor.
 

 

Park Kardeşler’in bu film için başlattıkları kampanyaya dünyanın dört bir yanından 11 binden fazla başvuru yapılır.

Sonunda kısa listeye kalan 141 klipin düzenlenmesiyle Kore’nin başkentine dair bu eşsiz belgesel ortaya çıkar.
 

 

Görüntüler, şehrin kendisi kadar çeşitli ve dinamiktir; bazı klipler profesyonel standartlarda, bazıları ise telefonlar ve diğer cihazlarla çekilmiştir.

Hizmetçi

Yönetmen: Park Chan-wook / Oyuncular: Kim Tae-ri, Yong-nyeo Lee, Min-chae Yoo, Dong-hwi Lee, Kim Hae-sook, Kim Min-hee, Ha Jung-woo, Kyu-jung Lee, Si-eun Kim, Si-yeon Ha, Rina Takagi, Cho Jin-woong, Geun-hee Won, Jong-Dae Kim, Han-sun Jang, Eun-yeong Kim, Ri-woo Kim, Shinsuke Fujimoto, Katsuhiro Nagano, Lee Ji-Ha, Tomomitsu Adachi, Takashi Kakizawa, Seo-Yoon Hwang, Shin-hye Park, Eun-hyung Jo, Moon So-ri, Lee Ji-hye, So-Yeon Heo, Yoon-jae Lee, Jong-Ryul Choi, Joon-woo Kim, Il-Hyuk Bae, Soo-Woong Kim, Yong-Hyun Jo, Ki-Ryung Park, Byung Mo Choi, Chang-Hyun Han, In-woo Kim, Hyeok Kwon, Hyung-tae Im, Ha-na Han, Jeong Ha-dam, Man-Seok Oh, Byung-gwi Kim, In-su Kim, Alexander Scarborough, Jin-Chul Kim, Do-Hyung Kim, Eun-ji Hong, Da-eun Song, In-gyeom Jeong, Gyeong-min Nam, Ahn Seong-Bong, Wook-Hyun Sun, In-Chul Lee / Süre: 145 dakika
 

 

Park Chan-wook Eylül 2014’te, Sarah Waters’ın tarihi bir suç romanı olan Fingersmith’i uyarlayacağı açıkladı, ancak daha sonra kitaptan uyarlanan bir BBC mini dizisi olduğunu öğrendiğinde, orijinal hikâye Victoria İngiltere’sinde geçmesine rağmen bazı değişiklikler yapıp olay örgüsünü Kore’ye kaydırmaya karar verdi.

Ama sonra Kore tarihine bakıldığında, sınıf sisteminin olduğu bir zamanda gerçekleşmesi gerektiğini ve aynı zamanda hikâyenin işlemesi için akıl hastanelerinin olması gerektiğini gördü ve bu iki şeyin var olduğu tek zaman olan yirminci yüzyılın başlarını perspektifine alarak filmin çekimlerine 2015’in ortalarında başladı.

Tamamlandığında ise “The Handmaiden” adıyla gösterime giren film, 2016 Cannes Film Festivali’nde görsel olarak çarpıcı ve ayrıntılı sanat yönetimi nedeniyle övgü dolu eleştiriler aldı.

Sarah Waters’ın Türkçeye “Ustaparmak” adıyla çevrilen romanından uyarlanan, 2016 yılına ait The Handmaiden (Ah-ga-ssi) adlı bu stili, tempolu kurgusu ve şaşırtıcı derecede eğlenceli anlatımıyla dikkat çeken film; olay örgüsünü aşırı gerilimli bir aşk hikayesine dönüştürmek için üç perdelik, çok perspektifli bir yapıyı cesurca kullanarak kendilerini baskıcı erkeklerinden kurtarmaya çalışan Sook hee ve Hideko’ya odaklanıyor.
 

 

Aynı zamanda güçlü bir feminist bakış açısında da sahip olan film, 1930’larda Japon hegemonyasındaki Güney Kore’de peyda edilen tehlikeli bir planın gölgesindeki tutku dolu aşkı konu ediniyor ve sömürge yönetimi altında iki kadın arasındaki şehvetli bir romantizmi ele alıyor.

Leydi Hideko, zorba amcası Kouzuki’ye ait tenha bir mülkte yaşayan bir Japon soylu kadındır.

Entrika, gizem ve gerilim dolu hikâyede bu zengin genç kadın, onu kandırıp mal varlığına konmak için gizlice planlar yapan bir adam ve adamın tuttuğu Koreli hizmetçisiyle yaşamaktadır.

Ama yeni işe alınan bu hizmetçinin bir sırrı vardır; o, Leydi’yi onunla kaçması için baştan çıkarmasına, servetini çalmasına ve onu bir tımarhaneye kilitlemesine yardım etmek için Japon Kontu gibi davranan bir dolandırıcı tarafından işe alınan bir yankesicidir.
 

 

Başlangıçta her şey, Sookee ve Hideko bazı beklenmedik duygular keşfedene kadar bu plana göre ilerliyor gibi görünür.

Filmin ilk yarısı, ayrıntılı bir soygunun parçası olarak hizmetçi rolü yapan genç, yoksul bir hırsız olan Sook-Hee’nin bakış açısından anlatılır.

Ama bu bir saatlik kasvetli romantizm ve aldatmacadan sonra tam Sook-Hee’nin anlatısını kavradığımız anda film şok edici bir dönüş yapar, bakış açısı güzel, zengin, izole kadın Sook-Hee’nin hizmet ettiği Hideko’nun bakış açısına dönüşür.

Ve filmin ikinci yarısı, ilk saatin altındaki gizli sapkınlıkları ve şiddeti ortaya çıkaran yeni bir perspektiften tekrar anlatır.

Genel olarak, The Handmaiden basit bir filmdir; her şeyi iki net tarafa böler ve bu bir noktaya değinmek içindir.
 

 

Neredeyse bir cinsiyetler savaşı gibi erkeği kadınla karşı karşıya getiren hikâye erkek zalimlere karşı savaşmak ve onlardan kaçmak için bir ittifak oluşturan kadın karakterlere kusursuz bir şekilde yer verir.

Bu yüzden filmde bütün erkekler kötü ve bütün erkekler acınasıdır, kapana kısılmış görünür, kadınları kontrol etmeye çalışsalar da kendi bencil arzularının tutsağılardır ve sevmeyi bilmediklerinden kurtuluş onlar için mümkün değildir.

Bu filmde, tek havalı karakterler ise kadınlardır.

Güney Kore’nin Japon işgali içinde geçen ortamında bazı siyasi yorumlar da yapan bu film, Park’ın bugüne kadarki duygusal olarak en karmaşık ve rahatsız edici eserlerinden biri olduğu söylenebilir.

Bunu bir gerilim filmi olarak sınıflandırmak da mümkün, ama aynı zamanda bir romantizm ve komediye doğru evirilen kendine has bir anlatıma da sahiptir.

Decision to Leave

Yönetmen: Park Chan-wook / Oyuncular: Tang Wei, Park Hae-il, Go Kyung-Pyo, Teo Yoo, Lee Jung-Hyun, Yong-woo Park / Süre: 138 dakika
 

 

Tabuları yıkan hikâye anlatımı, büyüleyici karakterleri ve şehvetli görselleriyle sinema dünyasını etkilemeye devam eden Park Chan-wook’a Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandıran ve labirentimsi kurgusuyla dikkat çeken, 2022 yılına ait Heojil kyolshim adlı bu film; Çinli bir cinayet zanlısına âşık olan bir dedektifi kadrajına alıyor.

İzleyicisini yavaş yavaş kendi dünyasına çeken bu filmde, bir adam bir dağın zirvesinden düşerek ölür.
 

 

Bu beklenmedik trajik kaza sonrasında yas tutan bir akrabanınkinden çok farklı bir davranış sergileyen, kocasının ölümü üzerine herhangi bir duygusal belirti göstermeyen Sao-rae’den kuşkulanan polis böylelikle bir şüpheli olarak onu araştırmaya başlar.

Ancak Sao-rae bu süre boyunca başı dik ve heybetli tavrını, duruşunu asla kaybetmez.

Sao-rae şüpheli sıfatıyla polisin kadrajına girdiğinde, Hae-joon adındaki nazik, sessiz, temiz ve kibar bir dedektif de derinlemesine bir araştırma yapabilmek için devreye girer ve cinayet zanlısı ile tanışmak için onunla buluşur.

Bir dedektif olarak içgüdüleri ona bu kadından şüphelenmesini gerektiğini söylese de Hae-joon, Seo rae’yi ilk gördüğü andan itibaren onun çekimine girer.
 

 

Dedektif, eldeki ipuçlarına göre kocasını dağdan atmış ve başka bir adamı da öldürmüş gibi görünen Seo-rae’yi sorguya çekip sonrasında da herhangi bir açığını yakalamak için gözlemlemeye devam ederken yavaş yavaş ona ilgi duymaya başladığını hatta ona âşık olduğunu hisseder.

Bu arada, gerçek duygularını saklamakta oldukça başarılı olan Seo-rae’nin okunamayan sözleri ve baştan çıkarıcı eylemleri dedektifin işini her geçen gün zorlaştırır.

Bir süre sonra birbirlerine karşı özel bir merak ve beklenmedik bir yakınlık hisseden iki karakterin duyguları şüphe ve çekicilik arasında gezinirken hikâyenin yeri dağdan denize doğru açılır, ikilinin arasında gelişen ilişki de iki ülke arasında parçalanır.
 

 

Soruşturma boyunca yavaş yavaş geçmiş hakkında daha fazla ayrıntı ortaya çıktıkça, bu iki karakteri birbirine bağlayan karmaşık duygular da izleyicide merak uyandıran bir noktaya ulaşır.

Bir kayıp hikayesini trajik bir şey olarak anlatmak yerine, zarafet, mizah ve yetişkinlere hitap eden bir incelikle ele almaya çalışan Park Chan-wook yeni filmindeki bu iki dramatik ve çekici karakter arasında oluşan yoğun katmanlı duyguları betimleme konusunda dikkat çeken bir iş ortaya çıkarır.

Kronolojik olarak diğer çalışmaları

Park Chan-wook, üniversiteden mezun olduktan kısa bir süre sonra Yu Yeong-jin’in yönettiği Kkamdong (Gam-dong, 1988) ve Kwak Jae-yong’un yönettiği Watercolor Painting in a Rainy Day (Bi-oneun nal-ui suchaehwa, 1990) gibi filmlerde yönetmen yardımcılığı yaptı.

İnişli çıkışlı kariyeri boyunca sinema dünyasına pek çok katkıda bulunan Park, bir süre sonra Moho Film adındaki kendi yapım şirketini kurdu.

Anarchists (Anakiseuteu Anarchists, 2000), The Humanist (2001), A Bizarre Love Triangle / An Indiscreet Wife, A Checkered Husband And A Taekwondo Girl (Cheoleobtneun anaewa paramanjanhan nampyeon geurigo taekwon sonyeo, 2002), Boy Goes to Heaven (Sonyeon, Cheonguk-e gada, 2005), Crush and Blush (Misseu Hongdangmu, 2008), Snowpiercer (2013), Pororo3: Cyber Space Adventure (2015), The Shameless (Mu-roe-han, 2015), The Truth Beneath (Bi-mil-eun eobs-da, 2016) gibi filmlerin senaryosunu yazan ve yapımcılığını üstlenen Park Chan-wook 2018 yılında da John le Carré’nin aynı adlı romanına dayanan The Little Drummer Girl adlı bir televizyon dizisinin yönetmenliğini üstlendi ve dizi aynı yıl BBC One’da gösterime girdi.

Sinematografi ve çerçeveleme, kara mizah ve genellikle ele aldığı acımasız konularla dikkat çeken filmografisinin yanı sıra Park Chan-wook’un kariyeri boyunca yönetmenliğini üstlendiği diğer yapımlardan bazıları ise şöyle:

  • Yargı (Simpan / Judgement, 1999, Kısa film)
  • Bitmeyen Barış ve Sevgi (Yeoseot gae ui siseon / If You Were Me, segment “Never Ending Peace and Love”, 2003, Kısa film)
  • Üç II: Sıradışı (Sam gang 2 / Three… Extremes, segment “Cut”, 2004, Kısa film)
  • Gece Balıkçılığı (Paranmanjang / Night Fishing, 2011, Kısa film)
  • Sıfır Yılında 60 Saniyelik Yalnızlık (60 Seconds of Solitude in Year Zero, segment “Cut”, 2011, Kısa film)
  • Günübirlik Gezi (Day Trip, 2012, Kısa film)
  • V (2013, Lee Jung-hyun için müzik video klibi)
  • Yeniden Doğmuş Bir Gül (A Rose Reborn, 2014, Kısa film)
  • Yıllar Sonra (Decades Apart, 2017, Kısa film)
  • Küçük Davulcu Kız (The Little Drummer Girl, 2018, Televizyon dizisi)
  • Hayat Yalnızca Bir Rüya (Life is But a Dream, 2022, Kısa film)
  • Sempatizan (The Sympathizer, 2022, Televizyon dizisi)

Ödüller

  • 2000 Chunsa Film Sanat Ödülleri: En İyi Yönetmen (Joint Security Area)
  • 2000 Yönetmenin Kurgusu Ödülü: En İyi Yönetmen (Joint Security Area)
  • 2001 Deauville Asya Film Festivali: En İyi Film & Seyirci Ödülü (Joint Security Area)
  • 2001 Güney Kore Büyük Çan Ödülleri: En İyi Film (Joint Security Area)
  • 2001 Mavi Ejderha Film Ödülleri: En İyi Film & En İyi Yönetmen (Joint Security Area)
  • 2001 Seattle Uluslararası Film Festivali: Yeni Yönetmenin Vitrini Jüri Özel Ödülü (Joint Security Area)
  • 2002 Busan Film Eleştirmenleri Derneği: En İyi Film & En İyi Yönetmen (Sympathy for Mr. Vengeance)
  • 2002 Kore Film Eleştirmenleri Birliği: En İyi Yönetmen & En İyi Senaryo (Sympathy for Mr. Vengeance)
  • 2002 Mavi Kurdele Ödülleri: En İyi Yabancı Film (Joint Security Area)
  • 2002 Seattle Uluslararası Film Festivali: Gelişen Ustalar Vitrin Ödülü
  • 2002 Yönetmenin Kurgusu Ödülü: En İyi Yönetmen (Sympathy for Mr. Vengeance)
  • 2003 Fantezi Film Festivali: En İyi Asya Filmi (Sympathy for Mr. Vengeance)
  • 2003 Mavi Ejderha Film Ödülleri: En İyi Yönetmen (Oldboy)
  • 2003 Philadelphia Film Festivali: En İyi Uzun Metrajlı Film Jüri Ödülü (Sympathy for Mr. Vengeance)
  • 2003 Rotterdam Uluslararası Film Festivali: Kaplan Ödülü (Jealousy Is My Middle Name)
  • 2004 Asya-Pasifik Film Festivali: En İyi Yönetmen (Oldboy)
  • 2004 Baek Sang Sanat Ödülleri: En İyi Yönetmen (Oldboy)
  • 2004 Bergen Uluslararası Film Festivali: Seyirci Ödülü (Oldboy)
  • 2004 Busan Film Eleştirmenleri Derneği Ödülü: En İyi Film & En İyi Yönetmen (Oldboy)
  • 2004 Cannes Film Festivali: Grand Prix Jüri Büyük Ödülü (Oldboy)
  • 2004 Güney Kore Büyük Çan Ödülleri: En İyi Yönetmen (Oldboy)
  • 2004 İngiliz Bağımsız Film Ödülleri: En İyi Yabancı Bağımsız Film (Oldboy)
  • 2004 Kore Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri: En İyi Film & En İyi Yönetmen (Oldboy)
  • 2004 Sitges – Katalonya Uluslararası Film Festivali: En İyi Film & José Luis Guarner Eleştirmenler Ödülü
  • 2004 Stockholm Film Festivali: Seyirci Ödülü (Oldboy)
  • 2004 Yönetmenin Kurgusu Ödülü: En İyi Yönetmen & Yılın Film Sanatçısı (Oldboy)
  • 2005 Austin Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri: En İyi Yabancı Film (Oldboy)
  • 2005 Bangkok Uluslararası Film Festivali: En İyi Yönetmen (Oldboy)
  • 2005 Black Movie Film Festivali: Seyirci Ödülü (Oldboy)
  • 2005 Fantasporto Yönetmenler Haftası Ödülü: En İyi Film & En İyi Senaryo (Oldboy)
  • 2005 Mavi Ejderha Film Ödülleri: En İyi Film (Lady Vengeance)
  • 2005 Venedik Film Festivali: Küçük Altın Aslan & CinemAvvenire & Genç Sinema Ödülü
  • 2006 Bangkok Uluslararası Film Festivali: En İyi Yönetmen (Lady Vengeance)
  • 2006 Fantasporto Doğu Ekspresi Bölümü: En İyi Film Büyük Ödülü (Lady Vengeance)
  • 2006 İtalyan Çevrimiçi Film Ödülleri: En İyi Uyarlama Senaryo (Oldboy)
  • 2006 Prêmio Guarani: En İyi Yabancı Film (Oldboy)
  • 2006 Sarasota Film Festivali: Dünya Sinemasının En İyisi – Seyirci Ödülü (Lady Vengeance)
  • 2007 57. Berlin Uluslararası Film Festivali: Alfred Bauer Ödülü (I’m a Cyborg, But That’s OK)
  • 2007 Malaga Uluslararası Fantastik Sinema Haftası: En İyi Yönetmen (I’m a Cyborg, But That’s OK)
  • 2007 Montreal Yeni Sinema Festivali: Z Tele Grand Prize (I’m a Cyborg, But That’s OK)
  • 2007 Sitges – Katalonya Uluslararası Film Festivali: En İyi Senaryo (I’m a Cyborg, But That’s OK)
  • 2008 Fantasporto Uluslararası Fantastik Film Ödülü – Özel Mansiyon (I’m a Cyborg, But That’s OK)
  • 2008 Yönetmenin Kurgusu Ödülü: Yılın En İyi Prodüksiyonu (Misseu Hongdangmu / Crush and Blush)
  • 2009 46. Antalya Altın Portakal Film Festivali: Netpac Jürisi Ödülü (Thirst)
  • 2009 Cannes Film Festivali: Jüri Ödülü (Thirst)
  • 2009 Chunsa Film Sanat Ödülleri: En İyi Yönetmen (Thirst)
  • 2009 Hawaii Uluslararası Film Festivali: Filmde Vizyon Ödülü
  • 2009 Sitges – Katalonya Uluslararası Film Festivali: Zaman Makinesi Onur Ödülü
  • 2009 Yönetmenin Kurgusu Ödülü: En İyi Yönetmen (Thirst)
  • 2010 Fantasporto Doğu Ekspresi Bölümü Büyük Ödülü (Thirst)
  • 2011 Berlin Uluslararası Film Festivali: En İyi Kısa Film Ödülü (Night Fishing)
  • 2015 Berlin Moda Film Festivali: En İyi Yönetmen (A Rose Reborn)
  • 2016 Austin Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri: En İyi Yabancı Film (The Handmaiden)
  • 2016 Boston Film Eleştirmenleri Derneği Ödülleri: En İyi Yabancı Film (The Handmaiden)
  • 2016 Buil Film Ödülleri: Buil Okurları Jüri Ödülü (The Handmaiden)
  • 2016 Cine21 Sinema Ödülü: Yılın En İyi Yönetmeni (The Handmaiden)
  • 2016 Çevrimiçi Film Eleştirmenleri Topluluğu: En İyi Yabancı Film (The Handmaiden)
  • 2016 Dallas-Fort Worth Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri: En İyi Yabancı Film (The Handmaiden)
  • 2016 Faro Adası Film Festivali: Altın Tren Jüri Ödülü (The Handmaiden)
  • 2016 Houston Film Eleştirmenleri Topluluğu: En İyi Yabancı Film (The Handmaiden)
  • 2016 Los Angeles Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri: En İyi Yabancı Film (The Handmaiden)
  • 2016 San Francisco Film Eleştirmenleri Birliği: En İyi Yabancı Film (The Handmaiden)
  • 2016 Sitges – Katalonya Uluslararası Film Festivali: Büyük Seyirci Ödülü (The Handmaiden)
  • 2016 St. Louis Gateway Film Eleştirmenleri Derneği: En İyi Yabancı Film İkincilik Ödülü
  • 2016 Şikago Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri: En İyi Uyarlama Senaryo (The Handmaiden)
  • 2016 Toronto Film Eleştirmenleri Derneği: En İyi Yabancı Film İkincilik Ödülü (The Handmaiden)
  • 2016 Ulusal Film Eleştirmenleri Derneği: En İyi Yabancı Film İkincilik Ödülü (The Handmaiden)
  • 2017 Baek Sang Sanat Ödülleri: Daesang Büyük Ödülü (The Handmaiden)
  • 2017 KOFRA Film Ödülleri: Yılın Film Profesyoneli (The Handmaiden)
  • 2017 Satürn Ödülleri: En İyi Uluslararası Film (The Handmaiden)
  • 2017 Şikago Bağımsız Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri: En İyi Yabancı Film (The Handmaiden)
  • 2017 Kadın Film Gazetecileri İttifakı Ödülü: İngilizce Dışında En İyi Film (The Handmaiden)
  • 2018 BAFTA Film Ödülü: İngilizce Olmayan En İyi Film (The Handmaiden)
  • 2022 Cannes Film Festivali: En İyi Yönetmen (Decision to Leave)
     

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

By admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.